rüzgar kadar sana da ihtiyacım var koşman gerek.
uçabilmem için defalarca baştan yap beni ve  koş daha çok.
kaç kere kırsan da vazgeçme, onar  beni.
sonra ben olim, istediğin ben.
uçabilen, kontrolü sende, tatlı bir de kuyruğu.
ben hep ben olayım ama olur mu?
kuyruğumu değiştir sadece farklı olmamı istiyorsan.
beni hayallerimiz kadar renkli, ipi geleceğimiz kadar uzun yap.
beni sevdiğin kadar değil, seni sevdiğim kadar sıkı tut ki bırakman imkansız olsun.
sapı da kararlığımız kadar sağlam olsun.
kırılmasın, umut çünkü.

herşeyi farkında yaşayalım.
akşam olunca eve gitmek zorundasın mesela.
beni toplarken incitme olur mu?
yatağına götürmiceksin belki ama atma kuytulara, ortalarda bırakma basmasın kimse.
rüzgarsız uçamayacağımın farkında ol yine de.
ama üzülme, daha hızlı koş bunun için, rüzgara gücünü kat sen de.
uçamadığımda kırıp atma olur mu?
beni inşa ettiğin gibi tamir et.
kuyruğuma fırfırlar takma çalmasınlar beni senden.

sonra…

bana uçmayı öğret, rüzgarsız uçmayı.
sen koştukça uçabileyim, ve sen hep koş.
sen durunca kucağına düşeyim.
biran olsun bırakma ama olur mu?

sen yine de yüksek ucurma, ipin ucunu ne kadar yüksekte kaçırırsan ben o kadar uzağa düşerim.

Asla olmayacak.
Bir daha hiç.
Her anlamsız tartışmanın sonunda her kalp yalnızca kendisi incindi sanar. Kırılır. Üzülür. Neden kırmak ister ki bunun karşılığında? Neden intikam için süre tanımaz ki  kendisine? Herşeyi zamana bırakabilen, herşeye sabredebilen, sorunlar bizim olsun diyebilen iki kalp, iki his. Neden incinmeye gelemez?

Zor..

Hiç anlatamayacak, anlayamacak, kaldıramayacak kadr zor mu? Konuşamayacak kadar mı? Kimi insanlar hayal kuramaz, düşündükleri, söyledikleri tamamen planlarıdır,hedefleridir. Ve baş koyduğu o hedefler yolunda gözü kördür. Kırdığını, üzdüğünü göremeyecek kadar kördür hem de.

Konuşmadan anlaşabilir mi insanlar? Donarak, sadece hissederek. Telepati mümkün müdür? Bir his daha olsa mesela, söylemek yerine hissettirse insan sevdiğini, muhtac olduğunu. Pause tuşuna bastıktan sonra Mario’ya seslenip, “nooolur düşme” diyebilir mi insan? Sonu gelmesin diye donuk ekranı izlemek ne kadar acı.

Hiç bitmesin,
Sen gelme mesela,  ben hiç konuşmiyim. Sen hiç kızma. Ben hiç üzülmiyim. Sen hiç kırılma.

Mutlu da olsa bir sonu olmasın.  Ama Son olsun bu.

“Anne benim CVim var”

Bir ilan düşünün; 600 başvuru almış, 600 farklı CV.

Neyseki ilan “Uzman Yazılımcı” ilanı!

“Yönetici asistanı” gibi bir başlıkla çıkarsanız ilana, bu sayı minimum 1500 oluyor. Bu alandaki tecrübelerime güvenerek ilk bakışta elenenlere üzülüyorum. Gerçekten üzülüyorum! Çünkü o yargımdan çok boş cv yüzünden elediğimiz insanlar arasında ne cevherler kaybbetiğimizin farkındayım. Ben CV nin cümle içinde kullanıldığına bile şahit olmamışken iş hayatına atılmış, yazılımcı olarak çalışmaya başlamış biriyim. Bundan olsa gerek ki; CVyi incelemekten cok isimleri araştırıp neler yaptığını, neler yapabileceğini öğrenmeye çalışıyorum.

Her gün 3 görüşme yapsam 200 gün eder!

1 işe alım sürecinin 1 yıla yakın bir süre uzaması akıl kârı mı? O zaman günde 100 inceleme ve arşatırma iş yükünü hafifletir diye düşünerek. Tek tek isimleri araştırmaya koyuldum.

Bilişim sektöründeyseniz; adınız aratıldığında size ulaşılabilsin.

Bu her alan için doğru kabuledilebilir ama özellikle bilişim sektöründe çalışıyorsanız bunun önemi daha büyük. Bir yazıya yaptığınız kısaca yorumdan bile bir yazılımcı sizi kendisiyle kıyaslayıp size bir değer biçebilir. Bu yüzden internette gerçek isminizi kullanmaktan çekinmeyin!  Belli aralıklarla adınızı arama motorlarına yazıp nelere ulaşılabildiğine bir göz atın, birileri sizinle hiç görüşmeden hakkınızda bilgi edinebiliyorsa, sizin incelemelerdeki şansınız çok daha yüksek demektir. Bir de işinizle ilgili blog tutuyorsanız, o aranan adam sizsiniz.

CVniz sizi anlatsın

CV inceleyerek karar vermekten vazgeçtim, bu CV’deki isimleri tek tek internetten araştırarak, “Ben olsam nasıl bir CV hazırlardım” sorusunu sorarak adaylara tek tek CV hazırlar gibi kafamda canlandırdım, ve dolu dolu cvler yerine, sadece adını yazmış kadar boş CVlere sahip arkadaşlarımızın gerçekten aradığımız işlerle ilgilendiğini gördüm. Aradığımız insana ulaşabilme umudu beni sevindirirken, böyle değerli arkadaşlarımızın gözden kaçması da bir o kadar üzdü.

İlgilendiğiniz herşey hakkında birşeyler yazın

Kendi alanınızda ilgilendiğiniz her konu, araç, proje hakkında birşeyler bulundurun, bu CVnizde ya da blogunuzda olabilir hiç farketmez. Kendimden örnek vermem gerekirsa, belli konuları duymamış bir yazılımcının henüz alacağı çok yol vardır bana göre. Bu bir önyargıdır. Ve bunu sizin yıkmanız gerekiyor. “Ben şunu da duydum, bununla da ilgilendim, şunda da uzmanım.”  diyebiliyorsanız bana söz hakkı kalmadan teknik mülakatı artık bir iş görüşmesine dönüştürebilirim. Buna önem verin.

Tam burada Altan Bey’in yaklaşımlarınızı okumanızı istiyorum şurada
http://javam.org/bana-bir-phpci-lazim-o-da-bu-gece-lazim/

Ne aradığını bilen bir işverenin size nasıl ulaşabileceğini, sizin CVnizi nasıl şekillendireceğinizi ve ilanlara bakarak şirket profilini gözünüzde nasıl canlandırabileceğinizi göreceksiniz.

Her duyduğunuz teknolojinin “Uzman”‘ı değilsinizdir.

Bir konuda, fikir sahibi olmak, incelemeler testler yapmış olmak. O konuda kendinize rahatlıkla “Uzman” etiketini yapıştırabileceğiniz anlamına gelmez. Görüşeceğiniz insanların o alan için “Uzman”lığın nasıl bir seviye olduğunun farkında olduğunu unutmayın.

Başvuracağınız Pozisyona göre CV düzenleyin.

Kariyer.net  gibi bir sitede birden fazla CV oluşturma ve istediğiniz CV ile başvurabilme şansınız var. Tüm uzmanlıklarınızı Sadece GENEL  Cvnize yazın, ve inanın “PHP Yazılım Uzmanlığı” pozisyonuna başvuran bir insanın “Matlab Uzmanı” olması hiç ilgi çekmiyor, artı değer katmıyor. Birden fazla uzmanlığınız tabi ki olabilir. Bunlar için ayrı CV ler hazırlayın

“Firmanın Aradığı Adam”

Bunu çok rahat, ilanda aranan niteliklerden, ve/veya iş tanımından anlayabilirsiniz, PHP İş ilanında ufacık bir “MVC”  kelimesi gördüğünüzde, bilin ki C# / C / Java  / Image Processing gibi uzmanlık alanları 1 tane “Yii Framework“, “Zend Framework” kadar değerli değildir. İlanı inceledikten sonra CVnizi gerekiyorsa güncelleyin, ve sadece bu ilanla ilgili yetkinliklerinizi içeren bir CV ile başvurun. Firmada çalışanlara Linkedin gibi ağlardan ulaşarak, onları tanıyın onların yetkinliklerine (skills) ve çalıştıkları projelere göz atın, belki de projeleri hakkında bilgi sahibi olmanız sizin orada ne kadar verimli olabileceğiniz konusunda fikir verir. Ya da bilgi sahibi olmanız gereken konuları inceleyip cabucak adapte olursunuz. Kim bilir..

Görüşmeye hazırlıklı gidin

Teknik bir mülakkata hazırlanmaktan bahsetmiyorum. Buna kesinlikle ihtiyacınız yoktur. Kaldı ki katıldığım hiçbir teknik mülakatı ben bir yazılımcı olarak beğenmedim, yazılmıcıya “nedir?” ile biten sorular sormak kadar saçma bir mülakat tarzı yoktur. Hazırlanmanızdan kastım şudur ki; Firmanın kullandığı teknolojileri keşfetmeye çalışın, aradığı nitelikleri ilk defa duyuyorsanız ya da bilgi sahibi değilseniz bunların en azından ne olduğunu öğrenin, firmanın çalışmalarını / faaliyet gösterdiği alanları öğrenin, sohbet sırasında fikirleriniz olsun. Bu sizi hem hazırlar, hem de sizinle sohbet eden insanın canını sıkmaz! keyifli bir sohbetten hiçbir zaman olumsuz dönmezsiniz.

Reklam arası film izler oldum.
Hayat bunu niye yaptı anlamış değilim.
Her yaşattığı kanal kapatma cezasında vicdan rahatlarcasına cezaya razı gelme modu başladı.
Vicdanı “hak” rahatlatır gibi baksam da, bazen rakamlar, bazen hakaretler, bazen bi yara rahatlatabiliyor.
İntihar gibi. İntihar vicdanın ancak “yok olmak” ile rahatlayabileceği durumlarda başvurulan, aslında “var olma” nın hakedilmediği anlarda düşer akla.
“doğal” her sonucun ceza ya da yara getirmesi koymaz da, yaranın senle büyüyeceği koyabilir. iyileştiremiyorsan yok et kenini, o zaman yaraların da yok olur bu kadar basit.
Her basite indirdiğin problem bana “verilenler”den cok “istenenler”in hesabını sordurdu. Zorlaştırdı. Basit düşünmek, problemi çözdürse de hesabını veremedi.
Ve yine kompleksliğe kadar akıp, zilyon tane iş yaparak tek işi çözemedim.
Sınıfta Kaldım.

© 2012 Tufan Suffusion theme by Sayontan Sinha