bitmiyordu,
gelmiyordu sabah,
o geldikçe kaçıyorduk.
gece kötü olunca biri çıkıp “iyi geceler” derdi.
kim olduğu fark ederdi evet!
o derdi,
sonra rüyalarımın hep şekerli olmasını dilerdi,
şekerlemenin “tatlı rüyalar” dan geldiğini öğrenmiştim
“bize çok”
geldi sevmek, çok çok geldi , o kadar çok geldi ki evde koyacak yer bulamadık!
hay allah, “çok gelmek” deyimini de yanlış kullandım.
bize hiç uğramayınca deniliyormuş öyle… mi?
“neyseki öğrendim”
cebinde adresim bulununca “ben öldürmedim” çok gereksiz bir kullanımmış.
“sifonu çektim”
ancak gözünüzün önündeki bir bok çukurunun o an yok olmasını isterseniz yaparsınız bunu. hayatınıza bi bok bulaşmışsa lütfen kendiniz de klozete tıkıp oyle çekin sifonu!
“artık geri dönmek çok zor”
konya yolunun dikmen kavşağından taa gölbaşına kadar olan yolda bile “varırım ben o şehre geri de dönerim arkadaş!” diyen o şöförler’e kurban olun siz. siz, hepiniz, sizin gibi kaç tane varsa, sizle aynı takımı tutanlar bile.
“güç”
senin nerende? “Git” diyen o dilinde mi? Yoksa hayatı sorumsuzca sana odaklamış, kör kurşun gibi sana gelen o adamı itebildiğin ellerinde mi?
“korkaksın”
evet korkak! korkuyorsun çünkü tekrarı olmayan bilmem kaç küsür bpm ama ritmik olmayan o kalp atışlarından, titreyişinden.
sevgiyi yüklediğin organına sığmamasından korkuyorsun sevgimin!
“xece”
dinleyin lan,








